Bağlanma, yalnızca doğumdan sonra değil; yaşamın en başında, hatta sembolik olarak yaşamın başlamasından önce şekillenmeye başlar. Bir sperm ve bir yumurtanın birbirine tutunmasıyla başlayan bu yolculuk, insanın dünyayla ve ötekilerle kuracağı ilişkinin ilk temsillerini taşır.
Anne rahmi; sıcak, kapsayıcı ve koşulsuz bir alan olarak deneyimlendiğinde, bebek için “Dünya güvenli bir yer” mesajı kodlanır. Anne duygusal olarak ulaşılabilir, tutarlı ve bebekle temas hâlindeyse, bebek “Ben buradayım ve biri benimle” deneyimini yaşar. Bu, güvenli bağlanmanın temelidir.
Ancak anne tarafından istenmeyen, duygusal olarak reddedilen ya da doğum sonrası bakımda süreklilik yaşayamayan bebek için durum farklıdır. Bu deneyimler; kaygılı ya da kaçıngan bağlanma örüntülerinin temellerini atabilir. Bebek için dünya, güvenilmez ve ilişkiler belirsiz bir yer hâline gelir.
Peki ya babanın yokluğu, annenin kaybı, terk edilme, başka bakım verenlerle büyüme ya da duygusal olarak ulaşılmaz ebeveynlerle geçirilen çocukluklar?
Bu hikâyelerde bağlanma, sevgiyle değil; acı, kayıp ve güvensizlikle eşleşir. Çocuk, bu evrende kimseye tam olarak yaslanamayacağını öğrenir.
Ancak burada çok önemli bir nokta vardır:
Bağlanma kader değildir.
Edinilmiş güvenli bağlanma, yaşamın her döneminde öğrenilebilir. Fark etmek, yardım istemek ve iyileşmeyi seçmek bu yolculuğun ilk adımıdır.
Kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip yetişkinler, ilişkilerinde sürekli olarak sevildiklerinden ve terk edilmeyeceklerinden emin olmak isterler. İçsel bir güvensizlik hâli vardır.
Bu yoğun kaygı, ilişkide zamanla ciddi bir stres yaratır. Partner, bu baskı karşısında uzaklaşabilir ve paradoksal olarak kaygılı bireyin en çok korktuğu şey gerçekleşir: terk edilme. Böylece döngü kendini tekrar eder.
Kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip bireyler için yakınlık tehdit edicidir.
Genellikle duygusal olarak mesafeli ebeveynlerle büyümüşlerdir. Bu nedenle bağımsızlık, yakınlıktan daha güvenli hissedilir. Çok eşli ilişkiler ya da kısa süreli bağlar sık görülür.
Kaygılı ve kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip iki kişi bir ilişki kurduğunda, sıklıkla yorucu bir döngü başlar:
Bu ilişkide aslında iki yetişkin değil; iki yaralı çocuk karşı karşıyadır.
Kaygılı olan, tutarlı ve güvenli sevgiyi hiç deneyimlememiştir.
Kaçıngan olan ise duygusal olarak ulaşılmaz ebeveynlerle büyümüştür.
İlk adım, bu ilişkinin “normal” ya da “kader” olmadığını fark etmektir.
İkinci adım ise bu örüntülerin kökenini anlamak ve profesyonel destek almaktır.
Ne sürekli kaçmak zorunda kalmak ne de terk edilme korkusuyla yaşamak zorundasınız.
İyileşmeyi seçmek, kişinin kendisine verebileceği en büyük şefkattir.
Bağlanma öğrenilmişse, yeniden öğrenilebilir.
Ve güven, doğru ilişkilerde ve doğru destekle yeniden inşa edilebilir.
Bizimle İletişime Geçin !