Nar Psikodrama ve Akademi

Baba ile İlişki: Hatırlamadan Sevmek Mümkün mü?

Hafızanın Silindiği Yerde Bağ Kurmak

Çocukluğumuzda otorite ve korku figürü olarak görülen babanın, yaşlılıkla birlikte hafızasını kaybetmesi… Seni bile tanımayan o adamın başucunda ona ninni söyleyen bir çocuğa dönüşmek… Böyle bir anda insanın içinde hangi duygular yükselir?

Korkudan şefkate, öfkeden özleme uzanan derin bir dönüşüm… “BABA” oyunu tam da bu duygusal yolculuğu izleyiciye yaşatıyor.

Baba Kimdir? Psikolojide Babaya Yüklenen Roller

Baba denildiğinde zihnimizde birçok kimlik belirir:

Koruyan, güven veren, sahip çıkan, para kazanan, rehber olan… ya da terk eden, zorbalayan, korkutan, yok sayan…Her insanın iç dünyasında baba imgesi, kendi yaşantılarının gölgesiyle şekillenir. “Sizin babanız hangisiydi?” sorusu aslında: “Baba kimliğini zihninde nasıl taşıdın?” sorusudur.

Yakınlık Kurulamayan Bağlar ve Onarım Arayışı

Oyunda Alzheimer hastası 70’lerinde bir baba ve 40’larında yetişkin kızının ilişkisine tanık oluyoruz.

Çocuklukta kurulmamış bağlar, yarım kalmış duygular… Hastalık, bu bağın yeniden kurulabilmesi için acılı ama bir o kadar da umut dolu bir fırsat sunuyor.

Kız, bir ömür boyu alamadığı sevgiyi şimdi vermeye çalışıyor; fakat baba, bakım gördüğü anlarda bile öfkeleniyor. Çünkü psikolojide baba–çocuk ilişkisi, yalnızca sevgiyle değil; güç, kontrol, eksiklik, hayal kırıklığı ve özlemle de örülüdür.

Oyunun alt metninde ayrıca unutulamayan bir çocuk kaybının ilişkiye sinmiş acısını görüyoruz. Travmalar işlenmediğinde, yıllar sonra bile bedende ve ilişkide yaşamaya devam eder.

Gerçek Temasın Bir Anlık Işıltısı

Hastalığın son evresinde bir hastane odasında geçen sahne; kızın “Ben de çok özlüyorum baba.” deyişi… Ve babanın, zihni karmakarışık olsa da kızının duygusuna dokunarak “Kızım…” demesi…

Aslında iki kalbin yıllardır beklediği ilk gerçek temas.

Bir psikolog şu soruyu sormadan edemez:

Kaç kız çocuğu babasıyla böyle bir anı yaşayabiliyor?

Kaybolan Hafıza ve Psikolojik Savunma

Alzheimer yalnızca bir tıbbî tanı değil; zihin, yıllarca üst üste biriken acılara karşı son kozunu oynar: “Hatırlamazsam, acı da yoktur.”

Anılar parçalandıkça gerçek ile sanrılar birbirine karışır; 70 yıl yaşanmış bir hayat sıfıra doğru akar.

Acı kayıtları, hayal kırıklıkları, yüzleşilemeyen duygular… Hepsi tek tuşla silinir:

 

“Artık acı yok, hiçbir şey yok, kendin bile yoksun…”

Bir İlişki Hatırlanmadan da Sevilebilir mi?

BABA oyunu bize şunu hatırlatıyor:

İlişkiler yalnızca belleğin hatırladıklarıyla var olmaz.

Bazen en derin bağ; gözlerin tanımadığı, zihnin adını bilmediği ama kalbin hâlâ hissettiği bir sevgide saklıdır.